Ney nasıl yapılır ?
Ney yapımı için öncelikle yeterli olgunluğa erişmiş kamışlar bulunmalıdır. Kamışın olgunlaşma derecesi, budaklarından anlaşılır. Budak uzunluğu 8-10 cm ye ulaşan kamışlar, ney yapımı için ideâl olgunluktadır.Ney yapımına uygun kamışlar bulunup, kesildikten sonra ilk olarak dış yüzeyini kaplayan yaprakları ve budakları boğumların tam dibinden düzgünce kesilerek çıkarılır. Bu esnâda kamışlar henüz çok tâze olduğundan delinmemesine ve minesinin zedelenmemesine dikkat edilmelidir.Daha sonra ilk kurutma işlemi uygulanır. Bu işlemde kamışlar tamamen sararıncaya kadar güneşte kurutulur. Bu süre yöre ve iklim koşullarına göre 2-3 ay kadar sürebilmektedir. İlk kurutma işleminin uzun tutulması, kuruma süresini kısaltmakla beraber, kamışın kısa sürede çok su kaybetmesine sebep olacağından, tavsiye edilmez.

Bu işlemden sonra kamışlar ölçülüp işaretlenerek, ney yapılacak bölümleri 2şer boğum (yaklaşık 20-30 cm kadar) aşağıdan ve yukarıdan kesilip, ikinci kurutma işlemine geçilir. İkinci kurutma işlemi bu kez kapalı, ancak iki yönden rüzgâr alabilen bir mekânda, kamışları herhangi bir yere dayamadan, kalın tarafı aşağıya gelecek şekilde, dik olarak serbestçe asarak bekletmek suretiyle uygulanır. Bu yöntemde kamışın tabii eğriliklerini yerçekiminin etkisiyle düzeltmek için alt ucuna bir ağırlık da bağlanabilir. Bu kurutma işlemi ise mekâna ve iklim koşullarına göre 6-9 ay kadar sürmektedir.
Bu şekilde temizlenip, kurutulan kamışta hâlâ eğrilikler varsa, kamış (en erken kesildikten bir yıl sonra olmak kaydıyla) sıcaklıkla muamele edilerek, doğrultma işlemi uygulanabilir. Kamış doğrultulurken ateşle direkt olarak temas ettirilmemeli, kamışın dış yüzeyinde yanıklara yol açılmamalıdır. Kamışın sıcaklıktan zarar görmemesi için doğrulturken üzerine yağ sürülmeli veya sıcaklık, kaynar su buharı olarak uygulanmalıdır.
Bu işlemden sonra kamışın yeniden ölçüsü alınarak, alt ve üst payları kesilip azaltılır. Daha sonra, dış kalınlığı ile alt ve üst uçlardaki et kalınlığı ölçülerek, her bir boğumun ayrı ayrı ortalama hacimleri hesaplanır. Kamışın kapalı olan boğum kapakları, bu hesaplamalar sonunda kurulan orantı doğrultusunda tespit edilen uygun kalınlıktaki elmas uçlu matkap tığlarıyla ve özel aperatlar yardımıyla tam merkezlerinden delinir.
Başpâre takılan ilk boğumun kapağı ise 8 mm lik tığla ve yine özel bir aperat yardımıyla tam merkezinden delinir. Bütün bu hesaplama ve işlemlerde, ney yapımcısının meslekî deneyiminin büyük rolü vardır.
Başpârenin takıldığı boğum (ses kutusu), ses rengini, tiz ve pest bölgelerdeki ses genişliğini oluşturan boğum olduğundan çok önemlidir. Bu sebeple başpâre ucundan boğum çizgisine kadar iki birimden kısa, üç birimden uzun olmamalıdır.
Neyin üst ucuna parazvânesi ve başpâresi takılıp üflenerek, bir frekans cihâzı yardımıyla genel akordu yapılır. İstenilen akorda gelince başpârenin ucundan neyin alt ucuna kadar hassas bir şekilde ölçülüp, 26 eşit kısma bölünerek işaretlenir. Kamışın ön yüzüne alttan itibaren 4, 5, 6, 8, 9 ve 10. birimler merkez alınarak 8 mm lik elmas uçlu tığlarla ön yüzündeki delikler açılır. Kamışın çatlamaması için delme işleminde 20-25.000 devirli özel âletler kullanılmalıdır.
Bu işlemlerden sonra neyin alt ucu, aynı sesi veren kapalı ve açık pozisyonlar üflenip kontrol edilerek, gerekirse gerektiği kadar kısaltılır ve dengeye getirilir. Alt uç kısaldıkça kapalı pozisyonda üflenen Rast, Nevâ, Gerdâniye ve Tiz Nevâ perdeleri tizleşecektir.
Son olarak arka yüzdeki 13. birime (yani ney boyunun tam ortası merkez alınarak) son delik açılır. Bu delik de gerekirse 1-2 mm aşağıya veya yukarıya kaydırılabilir. Bu kaydırma işlemi frekans cihâzıyla alt ve üst pozisyonlardan çıkarılan Acem perdesinin kontrolü ile yapılır.

Dolayısıyla kamışın alttan itibaren 2, 3 ve 4. boğumunun ön yüzünde 2 şer, 5. boğumunun arka yüzünde ise 1 delik bulunacak ve neyin görünümü resimdeki gibi olacaktır.
Tüm bu işlemlerden sonra ney, bâdem, susam veya parafin yağı gibi ince ve temiz bir yağla dolu yağlama tankına daldırılıp birkaç saat bekletilmek sûretiyle yağlanır. Yağ tankında kalma süresinin iki katı kadar süre beklenerek süzdürülen ney, temiz ve yumuşak bir bezle kurulanır. Artık üflenmeye hazırdır
Ney Nedir, Ney'in Bölümleri Nelerdir?

Ney, kamışın kurutulması, içinin yakılması ve belli yerlerine deliklerin
açılmasıyla oluşan üflemeli bir sazdır. Ney; baspare, parazvane ve kamış olmak üzere 3
kısımdan oluşur.Baspare, neyi daha rahat üfleyebilmemiz içindir.Parazvaneler ise kamışımızın çatlamasını önlemek için kamışın 2 ucuna da takılan metal bileziklerdir.
Şekilde gördüğünüz üzere, neyin bölümleri şu şekildedir

ney sazı insana benzetilir
Gerçektende birçok benzer yönü vardır neyin insanlarla.

-Mesela her ney birbirine benzer ses çıkarır; fakat yinede akortlarında
hafif bir farklılık gorünmektedir.Tıpkı hiçbir insan sesinin birbirinin aynı olmadığı gibi
hiçbir ney sesi de birbirinin tam olarak aynı değildir.

-Mesela ney sesi insan sesine en yakın olan sestir.

-Mesela insan 9 ayda oluşur ve dünyaya gelir, ney de 9 boğumdan oluşur.

-Mesela insanın kafa tasında 7 delik bulunur dış dünyayla irtibat kuran,
neyde de 7 delik vardır o hoş nağmelerini dişa yansıtan.

 

 
Sümerce’ den Farsça’ ya geçen “ nâ ” veya “ nay ”, kamış, kargı anlamlarına da gelen bu çalgının en eski adıdır. Arap toplumunda üflemeli çalgıların hemen tümü için kullanılan “ mizmâr ” sözcüğü, (nefes borusu, ses organı anlamında) ney için de kullanılmıştır. Türkçe’ de ise hemen her zaman “ ney ” olarak anılmıştır. Çeşitli Avrupa ülkelerinde de benzer adlarla (örneğin Romanya’da “ naiu ” adıyla) adlandırılmıştır.

Farsça çalan, icrâ eden anlamına gelen “ zeden ” sözcüğünden takılanarak oluşturulan “ neyzeden ” bozularak, ney icrâcısı anlamında günümüzde de kullanılan “ neyzen ” e dönüşmüştür. Aynı anlamda Arapça kurallarına göre oluşturulan “ nâyî ” sözcüğü de kullanılmıştır.

Sümer toplumunda MÖ 5000 yıllarından itibaren kullanıldığı sanılan bu çalgıya ait elimizdeki en eski bulgu, MÖ 2800-3000 yıllarından kalan bugün Amerika’da Phledelphia Üniversitesi Müzesi’ nde sergilenen neydir. Çalgının o dönemlerde de dinsel törenlerde kullanıldığı sanılmaktadır. Assomption rahiplerinden Thibaut’ un “esrârengiz, cezbedici, tatlı ve âhenkli bir ses” diye tanımladığı ve şu şekilde şiirleştirdiği ney sadâsı, her dönemde insanları derinden etkilemiş, özellikle dinsel duyguları çağrıştırmıştır:

“ Kamışların üzerinden geçerken,

Kuşları uyandırmaya korkan tatlı bir meltemin kanat çırpınışları”.

Sadâsından gelen bu özellik neyi, ilişkide bulunduğu her toplumda önemli bir çalgı haline getirmiştir. Türklerin İslâmiyeti kabûl ile birlikte kullanmaya başladıkları ney, Xlll. yüzyıldan itibaren İslâm tasavvufunun sembolü haline gelmiştir. Bunda bu yüzyılda yaşamış büyük mutasavvıf, filozof , şâir ve velî Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî ’nin rolü büyüktür.

XV. yüzyılda yaşamış bir gezgin olan Hoca Gıyaseddin Nakkaş’ ın seyahatnâmesinde kendilerine mahsus bir nota yazısı geliştirip kullandıklarını da bildiğimiz Hıtay Türkleri’ nin hâkanlık sarayında gördükleri oldukça ilginçtir:

“ Sadinfu şehrindeki hâkanlık sarayının önünde üçyüzbin kadar kadın ve erkek toplanmıştı. İkibin kadar sâzende sazlarını aynı sese düzenleyip (akord edip), hep bir ağızdan hâkana duâ ettiler. Köslerin iki yanlarında kemençe, ney, mûsikâr ve diğer sazlarla hânendeler oturmuşlardı. Neyzenlerin bazıları neyi bilindiği üzere çalıp, bazıları ortasındaki deliklerden üflüyorlardı.”

Mûsikîde çok ileri gittikleri bilinen Hıtay Türkleri’ nin neyi, Orta Asya’ da eskiden beri kullandıkları ve hatta onu tıpkı bir yan flüt gibi de üfledikleri anlaşılmaktadır.

Tarihte Nây-ı Türkî, Hoş Nây (veya Koş Ney), Kurre Nây gibi adlarla anılan bugün yapısını ve özelliklerini tam olarak bilemediğimiz ney adından türemiş pek çok çalgı bulunmaktadır. Ancak birer meydan sazı olarak kullanılan bu çalgıların bugünkü formundan çok farklı olduğunu sanıyoruz.

Ney; sulak zeminde, muhtelif uzunluklarda yetişen bitki ve bu bitkiden üretilen nefesli bir çalgıdır. Kökeni mitolojik çağlara dayanmakla birlikte M.Ö 3000 yıllarında yaşayan Sümerlerin ve okyanus ötesi bir medeniyet olan Azteklerin bu çalgıyı kullandıkları bilinmektedir. Divan ü Lügat-it Türk'te askeri bir çalgı karşılığında ney kelimesine rastlanması, ayrıca eski Uygur kabartmalarında neye benzer müzik aletlerinin görülmesi, İslam öncesi Türklerin de bu çalgıyı kullandıkları görüşünü kuvvetlendirmektedir.
İslam geleneğinde neyin doğuşu ile ilgili birçok rivayet vardır. Bunların en meşhuru şöyledir: “Peygamberimiz ilahi aşk sırrını Hz. Ali’ye söylemiş. Bu sırrın yükü altında ezilen Hz. Ali gidip Medine dışında kör bir kuyuya bu sırrı anlatmış. Kör kuyu bu sır ile coşup köpürmüş ve taşmış. Su her yeri kaplayınca kenarlarında kamışlar yetişmiş. Oralardaki bir çoban bu kamışlardan birini kesip muhtelif yerlerinden delmiş ve üflemeye başlamış. Çıkan ses kalplere coşku ve heyecan verip ilahi sırrı anlatır olmuş. Peygamberimiz tesadüfen bu çobanın ney sesini işitince bu durumu anlamış. O günden sonra ney, bir ilham kaynağı olmuştur.” Bugünkü manada neye ruhunu veren Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleridir. “Türk olsun, Acem olsun; musiki âşıkların ortak gıdasıdır.” Görüşündeki Mevlana, mesnevisinin ilk on sekiz beytini de bu cazibeli çalgıya ayırmıştır.
O’na göre ney ayin sırasında dönmekte olan ama gerçekte batıni bir iklimde seyahatte bulunan semazenlerin kılavuzudur. Çıkardığı tılsımlı ses ile ruhları cezbeler. Bu nedenle Mevlana'nın yanında yetişen ve neyzenlerin piri kabul edilen Kutb-i Nayi Osman Dede gibi bütün Mevlevi dervişleri yüzyıllardır neyle soluk alıp; neyle soluk vermişlerdir.
Osmanlı sarayında neye büyük ilgi gösterilmiştir. Suz-ı Dilara Ayin-i Şerifi'nin bestekârı III. Selim neyle piyanoyu bir arada kullanarak müzikte yenilik arayışlarında bulunmuştur. II. Mahmud’dan başka, Sultan Abdülaziz ve Sultan Reşat da neyzen olarak bilinen padişahlardır. Ayrıca ney haremde de bayan neyzenler yetişecek kadar rağbet görmüştür. Ney günümüzün haddinden fazla gürültülü müzik aletlerine nispetle çok daha dinlendirici bir özelliğe sahip olduğundan Osmanlı Darüşşifalarında ruh hastalarının tedavisinde de kullanılmıştır.

Ney, IX. Asırda Orta Asya medeniyetlerinde, Arap ve Farslar tarafından farklı yapı ve türlerde kullanılmıştır. Bir başka rivayete göre neyi Fars’lar icat etmiştir.

M.S 1419 yılında Hoca Gıyaseddin Nakkaş’ın Türkistan ülkesine yaptığı seyahatine ait yazılarında neyin Orta Asya’da eskiden kullanıldığı, bazılarının da yanlamasına flüt tarzında çaldığı anlaşılmıştır. Musikide çok ileri gittikleri bilinen Hıtay Türklerinin neyi, Orta Asya’da eskiden beri kullandıkları ve onların yan flüt gibi üfledikleri anlaşılmaktadır.

Ayriyeten Kaçkarlı Mahmut’un Divan-ı Lügati Türk ve Genceli Nizamettin’in şiirlerinden neyin değişik bir türü olan çok sesli bir borunun askeri müzikte kullanıldığı ortaya çıkmıştır.

Ney sazı Orta çağda büyük önem kazanmıştır. Özellikle dini ve ladini müziğin önemli sazlarından biri haline gelmiştir. Klasik müziğin terennümlerinde kullanılmış, divan şairlerine konu olmuştur. Osmanlı edebiyatında ney için yazılmış mecaz ve edebi sanat eserleri mevcuttur. Doğu âlemi ney sazını çok eskilerden beri tanımaktadır. Zamanımızda Türkistan, İspanya, Hindistan, İran, Irak, Pakistan, Afganistan ve Arap devletlerinde ney aranılan bir sazdır.

Teknik olarak ney dokuz boğum ve altısı önde olmak üzere yedi delikten oluşmaktadır. Ki bu dokuz boğumun gerçekten de dokuz boğumlu olan insan gırtlağından; yedi deliğin ise kulaklar, gözler, burun ve ağız olmak üzere insan başından mülhem olduğuna inanılır.
 
Ney'in Türk tasavvuf düşüncesindeki yeri
Türklerin İslâmlaşma süreci X. yüzyılda başlamıştı. İslâmiyet ile birlikte zaten toplumda var olan mistik düşünce ve anlayış islâmî bir kimliğe bürünerek, Türk tasavvuf anlayışının temellerini oluşturdu. Hoca Ahmet Yesevî, Hacı Bektâş-ı Velî ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî bu anlayışın Türk toplum hayatına yerleşmesini sağlamışlardı.

Türklerin İslâmiyetten önceki dinleri olan Şamanizm, Animizm ve Totemizmde de mûsikînin çok önemli rolü vardı. Bu dinlerin tümünde törenler müzik eşliğinde yapılırdı. Örneğin çoğunlukla hâkim olan Şamanizmde kam, baksı veya şaman denilen din adamları ellerinde kopuz ile dolaşır, dînî mesajlarını mûsikî yardımıyla iletirlerdi. İslâmiyette de mûsikîye karşı bir cephe mevcut değildir. İslâm Peygâmberi Hz.Muhammed, Kuran’ ın güzel sesle ve kâideye müstenîd âhenkle okunmasını öğütlemiştir. Tecvîd ve Kıraat işte bu rağbetin sonucunda doğmuştur ve mûsikî ile yakın ilişkileri vardır.

Türklerin dînî hayatlarında mûsikî her zaman yer almıştır. Özellikle tekke hayatında, âyin ve diğer dînî törenlerde (cem, zikir, deverân vs.) mûsikînin rolü büyükse de bir çok tarîkatin törenlerinde telli çalgıların yer almasına cevâz verilmemiştir. Ancak hemen hemen bütün tarîkatlerin törenlerinde bendir ile birlikte ney yer almıştır.

Bilhassa Mevlevîlikte neyin önemi çok büyüktür. Hz. Mevlânâ Mesnevî’ sine şu sözlerle başlamıştır:

“ Bişnev ez ney çün hikâyet mî küned

Ez cüdâyîhâ şikâyet mî küned

Gez neyistân tâ merâ bübrîde end

Ez nefîrem merd ü zen nâlîde end

Sîne hâhem şerha şerha ez firâk

Tâ begûyem şerh-i derd-i iştiyâk ”

“ Dinle neyden, zirâ o birşeyler anlatmada

Ayrılıklardan şikâyet etmededir.

Ney der ki: Beni kamışlıktan kopardıklarından beri,

İniltim kadın - erkek herkesi ağlattı.

Ayrılık bağrımı delik deşik eylesin,

Tâ ki aşk derdini anlatabileyim.”

Hz. Mevlânâ’ ya göre mûsikî Allah’ ın lisânıdır. Yüce yaratıcı Bezm-i Elest’ te ruhlara mûsikî ile seslenmiştir. Bu sebepten hangi milletten, hangi dilden olurlarsa olsunlar, insanlar mûsikî ile aynı duyguları paylaşabilirler. Hiçbir sanat insan rûhuna mûsikî kadar doğrudan doğruya ve içinden kavrayacak şekilde nüfûz edemez. Mûsikî, son derece değerli bir mânevî temizlenme, ferahlama ve yücelme vâsıtasıdır. Rûhu kir ve paslardan temizlediği gibi, ona batmış olan dikenleri de ayıklayarak tedâvi eder. Mûsikî ile temizlenmeyen rûh yükselemez, aksine yerdeki bayağı ihtiraslara bulaşarak kirlenir ve körelir. Gerçek mûsikî insana hayvânî hisleri hatırlatmak şöyle dursun, ona “sonsuz varlık” ı hissettirir, sezdirir. Bu sezgiyle onu O’ na yaklaştırır ve nihâyet ulaştırır. Bunda en etkili ses ise ney sadâsıdır.

Hz. Mevlânâ’ nın fesefesinde ney, “insan-ı kâmil” in (yani bir takım merhalelerden geçerek olgunlaşmış insanın) sembolüdür ve aşk derdini anlatmadadır. Benzi sararmış, içi boşalmış, bağrı dağlanarak delikler açılmış, ancak Yüce Yaratıcı’ nın üflediği nefesle hayat bulan, tıpkı insan gibi geldiği yere özlem duyan ve delik deşik olmuş sînesinden çıkan feryâd ve iniltileri ile insanlara sırlar fısıldayan bir dosttur. Bu sebeple ney, mevlevîlerce kutsanmış ve “ nây-ı şerîf ” diye anılmıştır.

“ Ney hadîs-i râh-ı pür hûn mîküned

Kıssahâ-yı ışk-ı Mecnûn mîküned ”

“ Ney, kanla dolu bir yoldan bahsetmede,

Mecnûn’ un aşkından hikâyeler anlatmadadır.”

“ Âteş-i ışkest ke’ender ney fütâd

Cûşiş-i ışkest ke’ender mey fütâd ”

“ Aşk âteşi ki neyin içine düşmüştür,

Aşk coşkunluğu ki meyin içine düşmüştür.”

“ Hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd

Hem çü ney demsâz ü müştâkî ki dîd ”

“ Ney gibi hem zehir, hem panzehir,

Ney gibi hem hemdem, hem müştâkı kim gördü? ”

NEY ÇEŞİTLEri

Bolâhenk Nısfiye (Ana âhenk) 505-525 mm.
Bolâhenk-Sipürde Mâbeyni (Ara âhenk) 545-565 mm.
Sipürde (Ana âhenk) 570-600 mm.
Müstahsen (Ara âhenk) 605-635 mm.
Yıldız (Ana âhenk) 640-670 mm.
Kız (Ana âhenk) 680-720 mm.
Kız-Mansur Mâbeyni (Ara âhenk) 730-760 mm.
Mansur (Ana âhenk) 770-810 mm.
Mansur-Şah Mâbeyni (Ara âhenk) 820-860 mm.
Şah (Ana âhenk) 865-890 mm.
Dâvud (Ana âhenk) 900-940 mm.
Dâvud-Bolâhenk Mâbeyni (Ara âhenk) 960-1000 mm.
Bolâhenk (Ana âhenk) 1010-1040 mm.

 

KAMIŞ (KARGI)

Ney, sarı renkli, sert ve sık lifli kamıştan yapılır. Sıcak iklim bölgelerinde ve taban suyu yüksek, sulak yerde yetişen bu kamışın birbirinden farklı cinsleri bulunur. En çok tercih edilen, Hatay (Antakya) Samandağ'da Asi nehiri kıyılarında yetişen cins kamışlardır.    
Neylik kamış mutlaka dokuz boğum olmalı ve boğum aralıkları ve kalınlıkları mümkün olduğunca birbirine yakın olmalıdır. Tabiattaki kamışın boğumları, doğal olarak kökten uca doğru boyları kısalmakta ve çapları daralmaktadır. Bu kısalma ve daralmanın mümkün olabildiğince azar azar olması tercih edilmelidir. Tabiatta neylik kamış, yerden yukarıya doğru ters olarak yer alır. Yere yakın olan boğumların kamış et kalınlığı çok fazla olduğundan, bu kısımlar ney yapımında kullanılmaz. Ney yapılan kısımlar genelde kamışın orta kısmında bulunur.    
Ney yapılabilecek kamışlar sonbaharda, hava sıcaklığına göre Ekim, Kasım, Aralık aylarında kesilmelidir. Püskül sürgüsü sararmamış, yaprak sapı kurumamış kamışlar henüz olgunlaşmamış olduğundan asla kesilmemelidir. Ekim ayından daha erken kesilen kamışlar, olgunlaşma sürecini tamamlamadığı için, kısa bir süre sonra buruşacaklardır. Ayrıca kamışın dış yüzeyini kaplayan ve kamışı koruyan cidarı (mine tabakası), ancak olgunlaşma sürecinin sonunda istenen özelliğe kavuşmaktadır.

PARAZVÂNE

Neylerin üst ve alt ucuna çatlamayı önlemek için çeşitli metâllerden yapılmış, kamışa sıkıca giren birer bilezik takılır. Bu bileziklere parazvâne adı verilir. Metâller altın, gümüş, bakır, vs. olabilir. Ancak gümüş, bakır gibi metâller oksitlendiğinden hava ile irtibatları kesilmelidir.
Bizim tavsiye edeceğimiz metâl Alpaka'dır.
Neyin üst ucuna takılan üst parazvâne, (en üstteki boğum aynı zamanda ses kutusu olduğundan) 0.40 mm den kalın ve 14 mm den geniş olmamalıdır. Alt parazvâne istenilen kalınlıkta ve genişlikte olabilir.

 

 

BAŞPÂRE (Birinci Parça)

Ney, Türk Klâsik Müziği’nin yegâne üflemeli çalgısı ve Türk Tasavvuf Müziği’nin baş sazıdır. Tüm tekke mûsikîsinde bendir ile birlikte cevâz gören tek müzik âleti ney olmuştur. Mevlevî Âyinleri neylerin ve kudümlerin iştirâkleri ile yapılır. Eğer bulunursa diğer çalgılardan da birer tane yer almaktadır.
Ney ses rengi olarak insan sesine en yakın çalgılardan biridir. Her türlü müzikâl motifi icrâ etmeye imkan tanır. Üç oktavlık ses sâhası içindeki tüm sesleri, nefes şiddetini veya dudağın başpâre ile yaptığı açıyı değiştirmek sûretiyle koma koma (hattâ cent cent) verebilir.

Neylerin üst ucuna (üflenen yerine) sesin daha net çıkması ve dudakların yaralanmaması için başpâre denilen bir parça takılır. Başpâre genellikle manda boynuzundan yapılmakla beraber, fildişinden, delrinden, fiberden, teflondan, abanoz veya şimşir gibi sert ağaçlardan yahut benzer malzemelerden yapılabilir.
Ney yapım geleneğinde çoklukla kullanılan manda boynuzu, manda neslinin tükenmek üzere olması nedeni ile artık çok zor bulunabilmektedir. Mandalar çok genç kesilince boynuzların içi boş çıkar, tabii ki içi boş boynuzlardan da başpâre çıkmadığı için, başka malzemeler arayışı zorunlu hale gelmiştir.
Günümüzde başpâre yapımında çeşitli malzemeler kullanılmaktadır. Bana göre manda boynuzuna en yakın malzeme delrindir. Elyafının çok sıkı olması, iyi polisaj yapıldığında yüzeyinde bakteri üretmemesi, ufak tefek çarpma ve düşmelerden etkilenmemesi de bu malzemenin işlevsel özellikleri arasındadır.
NEY ÇEŞİTLERİ
Bolâhenk Nısfiye (Ana âhenk) 505-525 mm.
Bolâhenk-Sipürde Mâbeyni (Ara âhenk) 545-565 mm.
Sipürde (Ana âhenk) 570-600 mm.
Müstahsen (Ara âhenk) 605-635 mm.
Yıldız (Ana âhenk) 640-670 mm.
Kız (Ana âhenk) 680-720 mm.
Kız-Mansur Mâbeyni (Ara âhenk) 730-760 mm.
Mansur (Ana âhenk) 770-810 mm.
Mansur-Şah Mâbeyni (Ara âhenk) 820-860 mm.
Şah (Ana âhenk) 865-890 mm.
Dâvud (Ana âhenk) 900-940 mm.
Dâvud-Bolâhenk Mâbeyni (Ara âhenk) 960-1000 mm.
Bolâhenk (Ana âhenk) 1010-1040 mm.
 

 

İLETİŞİM;

ADRES: Şükran Mah. Başaralı Cd. Rampalı Çarşı No : 174 Meram / Konya
 

Telefon: +9 0506 544 6065
 

Telefon: +9 0533 241 26 57

E-mail: zekioztunc@hotmail.com

zekioztunc@konyaneyyapimi.com

 

 

https://www.facebook.com/zekeriya1971